Monday, August 18, 2008

FRANSA’DA ARTAN İMAN CESARETİ

Adnan Oktar’ın Harun Yahya müstear ismiyle kaleme aldığı Yaratılış Atlası kitabının adeta bomba gibi düştüğü Fransa’da, insanların materyalist telkinlerden, dayatmalardan kurtularak dört elle dine sarılmaya başladıkları devletin en üst kademesindeki kişilerden profesörlere kadar birçok çevrede görülüyor, hissediliyor. Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy’nin Yaratılış Atlası’nın Fransa’da dağıtılmasının hemen sonrasındaki döneme rastgelen açıklamaları, koyu bir Katolik olduğunu tüm dünyaya göğsünü gere gere, gurur duyarak ilan etmesi, bakış açısının ne kadar değiştiğini, dine ne kadar önem verdiğini gösteriyor.

İnsan güzellikten, sevgiden, huzurdan, barıştan, kardeşlikten, muhabbetten hoşlanacak fıtratta yaratılmış bir
varlıktır. Ancak Allah’ın Kuran'da bildirdiği gibi, iman etmeyen insanlar pek çok konuda çoğunluğa uyma eğilimi içerisindedirler. İnsanlar çoğu zaman doğru olmadığını bildikleri ve vicdanen kanaatleri gelmediği halde, sırf toplumun geneline uymak için, vicdanlarında hissettiklerinin aksi tavırlarda bulunabilir, yanlış düşüncelere kapılabilirler. “Çoğunluk yapıyorsa bir bildikleri vardır” mantığının insanı doğru yoldan saptırabilecek bir bakış açısı olduğunu Yüce Allah bizlere Kuran’da şu şekilde bildirmektedir:
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.' (Enam Suresi, 116)

İnsanlar toplumda yaşanan sistemin ölçülerine göre önemli gördükleri kişilerin hayat tarzından, konuşmalarından hayret edilecek şekilde etkilenebilirler. Bu nedenle toplumun önde gelenlerinin, vidanlarını sonuna kadar kullanarak doğruyu görmeleri; yüzlerce yıldır kara bir bulut gibi tepelerinde dolaşan ve başlarına gelen her türlü kötülüğün sebebi olan evrimci, materyalist, marksist, komünist felsefenin, şeytanın kurduğu çok bir tuzak olduğunu anlamaları çok önemlidir. Nitekim Sarkozy’nin dini yaşama konusunda diğer insanlara da son derece cesaret aşılayacak nitelikteki ifadeleri, Fransız halkında çok olumlu etkiler yapmıştır. Son olarak, Fransa’daki dünyaca ünlü Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk profesörü ve aynı zamanda Paris Jeopolitik Gözlemleri müdürü olan Charles Saint Prot’un, İslamiyet hakkında yazdığı kitabında İslam’ı her yönüyle övmesi, insanlığın günümüzdeki her türlü olumsuzluktan, sıkıntıdan, kargaşadan, anarşiden, sevgisizlik, güvensizlik ortamından kurtulabilmesi için tek çarenin İslam’ın yaşanması olduğunu söylemesi, bu etkiyi açık şekilde gözler önüne seriyor.

Aile kavramının unutulduğu, manevi değerlerin önemli görülmediği, dejenere hayat tarzının en uç seviyelerde yaşandığı Amerika’da ve Avrupa’da, senelerdir hakim olan bu ruhsuzluk ve soğukluğun, adeta makineleşmişliğin zorluğunu artık kendileri de görmeye başladılar. İnsanlar kendilerini bu bataklığa Darwinist ve materyalist mantığın sürüklediğini farketmeye başladılar. Özellikle Fransa’da olmazsa olmaz kabul edilen ve hayatın her alanında körü körüne savunulan, hatta akademik kariyer sahibi olabilmek için başlıca şartlardan biri kabul edilen evrim inancı ve bu çarpık inancın uyarlandığı her nokta büyük bir hızla popülerliğini kaybediyor. Öyle ki Prof. Charles Saint Prot kitabında medeniyetler arasında Sosyal
Darwinizm’in öne sürdüğü ve insanlara telkin ettiği gibi bir çatışmanın kesinlikle olmadığını ve tüm insanların dinin sıcaklığına ihtiyaçları olduğunu çok net bir şekilde ifade ediyor.

“…Din, insanın huzursuzluk ve endişe hissetmemesine yardımcı olan bir unsurdur. Her zamankinden daha
çok dine ihtiyacımız olduğuna inanıyorum…. Öncelikle İslam, diğer dinlerle karşılaştırıldığında yeryüzündeki en genç dinlerden biri. Ayrıca en dinamik bir din, çünkü Batılıların kaybetmiş olduğu değerlere bizatihi sahip. Bireysel ve maddi değerler dünyasının girdabına girmiş olan Batı’da toplumsal dayanışma ruhu kaybolmuş, herkes kendi içine kapanmıştır. Orada tek bir egemen kültür var, bu da para, maddi başarı kültürüdür. Maneviyat bütünüyle kaybolmuş durumda. İnsanoğlu çöküşte. Her birimiz tüketim aracı haline geldik ve maneviyatı bütünüyle unuttuk. Böyle bir varlık, yok olmaya mahkûm, hayvani bir canlıya dönüşmüş demektir. İslam’ın Batı’ya ve tüm dünyaya sunacağı şey işte insanlık onurunu yitirmek üzere olan bu toplumlara insanlığını hatırlatmasıdır. Hatta bazı gayr-i Müslim olanlar bile İslam’ın güçlü olmasından endişe duymuyor tersine seviniyorlar. Bir başka deyişle İslam, bütün ahlâki değerlerini yitirmek üzere olan insanlığın yegâne kurtuluş çaresidir.”
(http://www.timeturk.com/Islam-insanligin-son-kurtulus-sansi-20178-haberi.html)


Fransa gibi eskiden ateizmin, din karşıtı her türlü felsefenin kalesi olarak kabul edilen bir ülkeden yükselen
bu sesler, anti-Darwinist, anti-materyalist, anti-komünist çalışmaların ne kadar faydalı olduğunu; insanların beynindeki baskılar, önyargılar, batıl inanışlar ortadan kaldırıldığı takdirde, doğruyu, güzeli, akla vicdana uygun olanı kendilerinin nasıl kolaylıkla bulabildiklerini bizlere gösteriyor.

0 Comments:

Post a Comment

<< Home