Saturday, August 2, 2008

Bir Basitlik Göstergesi: Mesleğe Göre Karakter


Din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda insan karakterleri çoğunlukla belirli kriterlerin etkisinde kalarak gelişir. Bu kriterlerden biri de mesleklerdir. Böyle toplumlarda meslek, insanın toplum içerisindeki sosyal kimliğini ve sınıfını belirleyen en önemli etkendir. Çoğu zaman da kişi mesleğini seçerken o meslekle elde edeceği sosyal konumu ve itibarı göz önünde bulundurur. Mesleğini seçtiği andan itibarense o güne kadar sergilediği karakteri bir yana bırakır, o mesleğe ait özel bir karaktere bürünür. Bu durum yaşam tarzından karakterine kadar hayatının her alanında etkisini gösterir. Giyim tarzından, yürüyüşüne, oturuşuna, ses tonuna, konuşma üslubuna kadar herşeyi mesleğini temsil eder.

Mesleki Karakter İnsana Huzurlu Bir Hayat Sağlayamaz

Rabbimiz'in Kuran’da bildirdiği güzel ahlaka değil de yaptığı mesleğin karakterine bürünen kimseler arasında olumlu ve dengeli özelliklere sahip, gerçek anlamda huzurlu bir hayat yaşayan modele rastlamak pek mümkün değildir. Çünkü tüm bu karakterler din ahlakına uygun olmayan bir sistemden türemiştir. Ancak bu noktada önemle belirtilmesi gerekmektedir ki, farklı eğitim ve özveri gerektiren her meslek kuşkusuz çok değerlidir. Burada vurgulanmaya çalışılan Allah rızası unutularak yapılan herhangi bir mesleğin kişilere suni birer karakter verdiği ve kişileri kibirlenmeye sürüklediğidir. Örneğin bir konunun uzmanı olan bazı bilim adamları, uzmanı oldukları konularda gösteriş yapmaya çalışırlar. Bu alanlarla ilgili bildikleri, özellikle yabancı kelimelerden oluşan anlatımları arkadaş sohbetlerinde gösteriş unsuru olarak kullanırlar.

Bir diğer örnek olarak da bazı doktorlar verilebilir. Allah'ın Şafi sıfatının birer tecellileri olan doktorlar, insanların sağlıklarını kazanmalarına vesile olan değerli insanlardır. Meslekleri de çok özveri isteyen değerli bir meslektir. Ancak bazı doktorlar, şifayı verenin Allah olduğunu göz ardı ederek herkesin sağlığının kendilerinin ellerinde olduğu gibi büyük bir yanılgıya kapılıp bu psikolojiyi ömürlerinin sonuna kadar taşıyabilmektedirler. Ya da bazı yöneticiler patronlarının yanında son derece ezik bir karaktere bürünürler. Onlara karşı her zaman için son derece temkinli, hatta kimi zaman "iki büklüm"dürler. Buna karşılık kendilerine bağlı olarak çalışan kimseleri ahlaklarını hiç değerlendirmeden ezmeye çalışırlar. Sahip oldukları çarpık mantığa göre kendileri o insanlardan makamca ve maddi olarak üstündürler, o halde onlara her türlü kötü muameleyi yapma hakkına sahiptirler. Bu tavırları Kuran ahlakından uzak yaşayan toplumların çarpık ahlak anlayışı içerisinde göze batmaz ve gündeme getirilmez. Ancak bu, Kuran ahlakına göre büyük bir vicdansızlık örneğidir.

Verilen örnekler bu meslek gruplarının çok küçük bir bölümünü oluştursalar da, sergiledikleri ortak tavırlar dikkat çekicidir. Oysa Allah mesleği ne olursa olsun insanları ancak din ahlakını yaşadıklarında ve iman ettiklerinde mutlu olacakları şekilde yaratmıştır. Kuran'da belirtilen bu ahlak modeli dışında binlerce yaşam şekli, binlerce karakter yapısı daha türetilse de yine aynı sonucu verecek, sıkıntı, karmaşa ve huzursuzluk getirecektir. Hüküm ve hikmet sahibi Yüce Rabbimiz, din ahlakından uzak olan insanların bu durumunu, Kuran'da bildirdiği bir örnekle şöyle haber vermiştir:
"İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alışverişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır." (Bakara Suresi, 16)

Müminin Karakterini Mesleği Belirlemez

Mümin, içinde bulunduğu birtakım dünyevi şartlara göre tavır ve karakter değiştirmez. Örneğin çok büyük bir maddi zenginlik, önemli bir mevki kazandığında şımarmaz ya da maddi olanakları az olduğunda ezik bir ruh haline girmez. Dünya hayatında, mevkiyi de zenginliği de sadece Allah rızası için ister. Sahip olduğu tüm imkanları Allah yolunda kullanır, bu imkanları kullanarak Kuran ahlakının tüm dünyaya yayılması için çaba harcar. Allah’ın o iş ya da mevkiyi kendisinden dilerse bir anda alabileceğini bildiğinden bununla ilgili hiçbir büyüklenmeye kapılmaz.

Elbette müminler de meslek sahibi kişilerdir, fakat Allah'a samimi bir şekilde iman eden bu kişilerin karakterlerini iş yerleri, statüleri gibi hususlar belirlemez. Müminler o mesleğin getirdiği özel bir ruh haline girmezler, her zaman yaşadıkları Kuran ahlakından ödün vermezler.

Kuran'da bununla ilgili örnekler verilmekte, Hz. Süleyman'ın büyük bir maddi güce ulaşmasına rağmen tevazusunu ve Allah'a olan teslimiyetini koruduğu bildirilmektedir. Buna karşın, samimi Müslümanlardan farklı olarak, basit ve zayıf karaktere sahip olan kişiler her ortam ve şarta göre ahlaklarını değiştirirler. Kendilerince en ufak bir aksaklık olduğunda telaşa kapılarak umutsuzluğa düşen bu kimseler, "İnsana bir nimet verdiğimizde sırt çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu zaman da umutsuzluğa kapılır" (İsra Suresi, 83) ayetinde bildirilen kötü ahlakı gösterebilirler.

İslam Ahlakının Kazandırdığı Üstün Şahsiyet

Kuran ahlakına uyulmadan yaşandığında, bir insan için ortaya binlerce ayrı inanç ve karakter çıkar. Bu farklı karakterleri taşıyan insanların her birinin yaşama amaçları, idealleri, ahlak anlayışları, doğruları, yanlışları ve yaşam tarzları da birbirinden ayrıdır. Bu yapılar birbirlerine kıyasla o kadar büyük zıtlıklar içerir ki, bu kimselerin bir arada uyumlu bir şekilde yaşayabilmeleri çoğu zaman mümkün olmaz. Herkes kendi inancının ve kendi yaşam tarzının doğruluğunu savunur ve başkalarınınkini eleştirir. Birbirlerini beğenmedikleri ve pek çok noktada birbirleriyle çeliştikleri için de zor bir hayat yaşarlar.

Oysa bir kişinin erkek veya kadın olması, genç veya yaşlı olması, işveren ya da işçi olması o kişinin ahirette hesap günü sorguya çekileceği konular değildir. İnsanlar ancak takvalarından, Allah'a olan yakınlıklarından, gösterdikleri tavırların Allah’ın rızasına uygun olup olmadığından sorumlu tutulacaklardır. Herkes kendi bulunduğu şartlar içerisinde Kuran ahlakına uymakla, bu ahlaka uygun bir karakter geliştirmekle ve Allah'ın emrettiği şekilde yaşamakla sorumludur.

Bu yüzden mesleki karaktere bürünmenin getireceği sıkıntıdan kurtulmanın tek çözümü, Allah’ın emrettiği ve üstün bir şahsiyet kazandıran hayatı yaşamaktır. Tüm varlıkları yoktan var eden üstün kudret sahibi Yüce Rabbimiz insanın huzur bulabileceği yaşantıyı Kuran'da bildirmiştir. İnsan ancak Kuran ahlakını yaşayarak ve mümin karakteri sergileyerek mutlu olabilir. Bir ayette şöyle buyrulur:
"Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler." (Rum Suresi, 30)

0 Comments:

Post a Comment

<< Home