HADİ ULUENGİN, EVRİM TEORİSİ KONUSUNDA YANILIYOR
Sayın Hadi Uluengin'in "Bu maymun, başka maymun!" başlıklı, 22 Haziran 2008 tarihli yazısı, kendisinin evrim teorisi hakkındaki bilgilerinin zamanın gerisinde kaldığını ortaya koymaktadır. Öyle anlaşılmaktadır ki, Sayın Uluengin evrim teorisinin bilimsel bulgularla desteklendiğini sanmaktadır. Oysa 19. yüzyılın ilkel bilim koşullarında, henüz hücrenin "içi su dolu bir kese" zannedildiği bir dönemde ortaya atılmış olan evrim teorisi, 20. yüzyıl boyunca bilimden arka arkaya darbe almış, 21. yüzyıl bilim ve teknolojisi, ve kuşkusuz bulunan sayısız yaşayan fosil evrimin geçerlilğinin olmadığını gözler önüne sermiştir.
Sayın Uluengin, belki de, bilim literatürünü yakından takip etme imkanı bulamamış, bu nedenle bazı evrimcilerin 20. yüzyılın ilk günlerinden kalma bilgileriyle yanlış yönlendirilmiş olabilir. Bu nedenle kendisine ve halen evrimin bilimsel olduğu telkinine inananlara bazı gerçekleri hatırlatmakta fayda vardır.
Darwin'in evrim teorisi bilimsel bulgularla çelişen bir teoridir. "Her yeni bilimsel bulgu evrimi bir kez daha kanıtlıyor" yanılgısı, içi boş bir evrimci telkinden ibarettir. Tam tersine paleontoloji başta olmak üzere, biyoloji, genetik, mikrobiyoloji, zooloji gibi sayısız bilim dalı ortaya koyduğu yüzlerce bulguyla evrimin bilim dışı olduğunu ispatlamıştır. Bu nedenledir ki, özellikle yurt dışında, sayısı gün geçtikçe artan bilim adamı evrime inanmanın imkansızlığını açıkça ifade etmekte, pek çok evrimci de teorinin karşı karşıya olduğu ve yaklaşık 150 yıldır hiçbir açıklama getiremediği çıkmazları itiraf etmektedir. Yani, bilimsel bulguları ideolojik ön yargılarıyla değerlendirmeyenler -Sayın Uluengin'in söylediğinin aksine- evrim teorisinde bir gerçeklik görmemektedir. Teori bilimsel verilere değil, spekülasyonlara ve hatta bilim tarihine geçmiş sahtekarlıklara dayalıdır. Bu noktada, Sayın Hadi Uluengin'e evrim teorisinin bilim karşısında aldığı önemli darbeleri ve teorinin açmazlarını kısaca hatırlatmak yerinde olacaktır:
1. Evrim teorisi, canlılığın ilk olarak nasıl ortaya çıktığı konusunda cevapsızdır. 21. yüzyılın gelişmiş laboratuvarlarında milyonlarca dolar harcanarak yapılan deneyler, tek bir proteinin dahi tesadüfen oluşmasının imkansız olduğunu ispatlamıştır. Taşın, toprağın, çamurun, yıldırımların ve fırtınaların etkisiyle, aradan geçen uzun zamanlar sonucunda canlı bir hücreye dönüştüğü iddiası, ancak 19. yüzyılın ilkel koşullarında kabul görebilir. Hücrenin ne kadar kompleks bir yapısı olduğu anlaşıldıkça bu iddianın mantıksızlığı daha da açık görülmüştür.
2. Evrimin en temel iddialarından biri olan canlıların aşama aşama birbirlerinden türeyerek meydana geldiği savı, paleontoloji tarafından yalanlanmıştır. Sayın Uluengin de gayet iyi bilmektedir ki, eğer böyle bir süreç yaşanmışsa bu sürecin izlerinin fosil kayıtlarında mutlaka görülmesi gerekir. Yani, yarı balık yarı sürüngen, yarı sürüngen yarı memeli, yarı sürüngen yarı kuş, yarı maymun yarı insan pek çok garip canlının fosilinin bulunması gerekir. Üstelik bunlar öyle sayıca az da olmamalıdır. Darwin'in iddiası doğruysa, milyonlarca yıl içinde yaşanan ufak ufak değişimlerin fosil kayıtlarında sayısız izi bulunmalıdır. Ne var ki 150 yıldır yeryüzünün neredeyse her noktasında kazılar yapılmış, ancak bir tane bile bu hayali "ara forma" rastlanmamıştır. Evrimcilerin ortaya sürdükleri sayısı belli birkaç fosilin ise geçersiz olduğu anlaşılmış, hatta bunların bir kısmının sahtekarlık ürünü olduğu anlaşılmış ve apar topar müzelerden toplatılmışlardır. Şimdiye kadar yapılan kazılardan elde edilen 100 milyondan fazla fosil hep tam, mükemmel ve kusursuz özelliklere sahiptirler. Bunların büyük bir kısmı günümüz canlılarına aittir ve bu canlıların milyonlarca yıl boyunca değişmediklerini açıkça ortaya koymaktadırlar. Bundan on milyonlarca yıl önce yaşamış bir canlıyla günümüzdeki örneği arasında en küçük bir fark dahi yoktur. Bu durum evrim teorisini tek başına ortadan kaldırmaktadır.
3. Evrimin mekanizmaları olarak öne sürülen doğal seleksiyon ve mutasyonun evrimleştirici hiçbir gücü olmadığı anlaşılmıştır. Bir sürüde aslandan en hızlı kaçan ceylan hayatta kalabilir, ancak bu ceylan hiçbir zaman bir file dönüşmeyecektir. Hızlı koşan ve güçlü olan ceylanların hayatta kalacağı gerçeği onların birgün başka bir canlıya dönüşeceği anlamına gelmez. Mutasyonlar ise asla canlıya yeni bir organ veya özellik ekleyecek güce sahip değildir. Mutasyonlar, %99 oranında zararlı, en iyi ihtimalle etkisizdirler. Ama faydalı bir etkileri yoktur.
Sayın Hadi Uluengin'in maymunlarla insanların sözde ortak bir ataya sahip oldukları iddiasına gelince, bu iddia sadece paleontolojik bulgularla değil, pek çok genetik ve biyolojik çalışmayla da geçersiz kılınmıştır. Eğer Sayın Hadi Uluengin bu konuda detaylı bilgi edinmek isterse, www.netcevap.org sitesine başvurabilir. Ama kısaca açıklamak gerekirse;
Dallarda dolaşırken yere inmeye karar veren, hırıltılar çıkarak nehir kenarlarında dolaşan, mağaralarda ilkel bir yaşam süren "maymun adamlar" sadece evrimcilerin hayalinde yaşamıştır. Zira, fosil kayıtlarında böyle garip canlıların hiçbir izine rastlanmamıştır. Evrimcilerin arada bir çıkıp "Atalarımızın izi bulundu!" gibisinden haberlerle manşetlere taşıdıkları fosiller ise çoğu zaman ya soyu tükenmiş maymunlara ya da geçmiş dönemlerde yaşamış farklı insan ırklarına ait çıkmaktadır. Kısaca, bu konudaki iddiaların tümü sadece önyargıya dayanmakta, evrimciler bile "insanın evrimi konusunda kanıt yok" demek zorunda kalmaktadırlar. Örneğin evrimci bir paleoantropolog olan Richard Leakey’in bu konudaki itirafı şöyledir:
David Pilbeam hoşnutsuzlukla şöyle der: "Farklı bir bilim dalından zeki bir bilim adamını getirseniz ve ona elimizdeki yetersiz delilleri gösterseniz, KESİNLİKLE 'BU KONUYU UNUTUN; DEVAM ETMEK İÇİN YETERLİ DAYANAK YOK' diyecektir." Ne David ne de insanın atasını araştıran diğerleri elbette ki bu tavsiyeye uymayacaklardır, ancak hepimiz bu kadar yetersiz delille sonuç çıkarmanın ne kadar tehlikeli olduğunun tamamen farkındayız..
Leakey'in alıntısında sözünü ettiği bir başka evrimci paleontolog olan David Pilbeam ise bu konuda şu itirafta bulunmuştur:
Benim tereddütlerim sadece bu kitabı (Richard Leakey'in Kökler isimli kitabı) değil, paleoantropolojinin bütün ilgi alanını ve metodlarını kapsıyor. Yayınlanan kitaplar şunu söylemeye çekiniyorlar ki, ben de dahil olmak üzere kuşaklar boyu İNSAN EVRİMİNİ ARAŞTIRAN KİŞİLER KARANLIK İÇİNDE ÇIRPINIYORLAR. Elimizde olan bilgiler, teorilerimizi şekillendirmek için son derece güvenilmez ve yetersiz.
Sonuç olarak, evrimcilerin insanın maymunla ortak bir atadan evrimleştiği iddialarını delillendirebildikleri bir tek kanıtları dahi bulunmamaktadır.
Şunu önemle belirtmek gerekir ki, insanın sözde maymundan geldiği, diğer bir deyişle bir tür hayvan olduğu yanılgısının, adeta reddedilmesi mümkün olmayan bilimsel bir gerçekmiş gibi lanse edilmesinintarihte çok acı sonuçları olmuştur. Bir kitleyi sözde bir tür hayvan olduğuna inandırdıktan sonra, bu kitlenin birbirini ezmek için adeta hayvanca bir mücadele içine girmesine, hatta bunun için "biz daha farklı maymundan geliyoruz, o zaman daha üstünüz" gibi sözde bilimsel deliller(!) öne sürmesine şaşırmanın manası yoktur. Asıl şaşılması gereken 21. yüzyılda, yüzlerce bilimsel delili görmezden gelip, halen "atalarımız maymundu, daldan dala hoplayıp zıplıyordu" masalına inanmakta ısrar etmektir. Sn. Uluengin’i gerçekçi düşünmeye ve büyük bir yıkım ile son bulmuş olan evrim teorisini körü körüne savunmak gibi ciddi bir hataya düşmemeye davet ediyoruz.

0 Comments:
Post a Comment
<< Home